Mesut GÜLER

HAYAT BİR SINAVDIR

OKUMAYAN BİR TOPLUMUZ

SELAMLAŞMAK

MİLLİ DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM

GENÇLİK NEREYE GİDİYOR

 

YORUMLAR

 

HAYAT BİR SINAVDIR

Uzun bir ayrılıktan sonra tekrar merhaba... Gerek işlerimin yoğunluğu gerekse diğer nedenlerden dolayı uzunca bir süre yazılarıma ara vermek zorunda kaldım. Siteye takip eden ve köşe yazarlarını okuyup değerli yorumlarını yazan herkesten özür dileyerek konuma geçmek istiyorum...

Geçen hafta içinde yazılı ve görsel basında yayınlanan iki haber dikkatimi çekti. Bu haberlerin böylesine ilgimi çekmesi birbirinin çok zıttı olmasıydı.Bu haberlerden ilki insanın kanını donduracak cinstendi. Haberi okuduğumda çok üzülmüştüm. Bir baba çocuğum iyileşmiyor diye önce hiçbir suçu olmayan engelli çocuğunu öldürüyor sonra kendi canına kıyıyor. Baba bu olayı gerçekleştirmeden önce ailesine bizden sonra bu çocuk nasıl hayatını devam ettirecek diye söylenirmiş. Geride gözü yaşlı bir eş ve bir kız çocuğu bırakan baba, nasıl böyle düşünür peki şimdi eşi ve kızı bundan sonraki hayatlarında ne yapacak hiç bunu düşünmemiş mi diye insan düşünmeden edemiyor. Allah’ın verdiği canı yine Allah alır. Allah o çocuğu öyle yaratmışsa o Allah’ın takdiridir. Allah kullarına zulmetmez ve kullarının yaşamların sürdürebilmeleri için onlara değişik nimetler sunar. Rıskı ve rahmeti boldur. Babanın ise çocuğunun ve kendisinin canına kıyması bunları bilmediğindendir.

Diğer haber ise şöyle; yetmiş yaşlarında bir dede senelerce felçli olan eşine ve engelli elli yaşındaki oğluna tek başına bakıyor. Bundan da hiç sıkıntı duymuyor. Eşi ve oğlu hiçbir şekilde kendi işlerini yapamıyor. Kendisi; eşinin ve oğlunun o hallerinden hiç dertlenmiyor ve şöyle diyor; Allah eşime ve oğluma uzun ömürler versin ben onlara senelerce bakmaya razıyım. Büyük bir sabır örneği gösteriyor. Kendisi her şeyin bilincinde ve her şeyin Allah’ın takdiri olduğunu söylüyor.

İnsan hayatında acı tatlı her şey olabilir ve insanoğlu bunun bilincinde olmalıdır. Hayatımızda başımıza gelen her türlü sıkıntıya göğüs germeli ve sabretmeyi öğrenmeliyiz. İnsanoğlunun bu dünyada bir sınava tabi tutulduğu hepimiz biliyoruz. İnsanoğlu doğar, büyür ve belirli bir yaşa gelince öteki aleme Allah’ın huzuruna gider. Bütün bunlar Allah’ın takdiridir. Dünya hayatında dertler, hastalıklar vb. olacaktır bunlar insanlar içindir. Önemli olan bütün bunlara büyük bir sabırla göğüs germek ve bunların Allah’ın takdiri olduğunu unutmamaktır.

Hayatta yaşanacak ve paylaşılacak sevgi dolu öyle anlar vardır ki bu tür olumsuzluklara karşı onları gözümüzün önüne getirmeli ve hayatın olumlu taraflarını da görmeliyiz. Unutmayalım ki hayat her şeye rağmen yaşanmaya değer.

Yazımın başında bu iki olayı yazılı ve görsel basından öğrendiğimi belirtmiştim. Şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Yazılı ve görsel basınımız yukarıda ki olaylardan ilki olan haberi ve buna benzer cinayet, tecavüz, kapkaç, fuhuş gibi olumsuz haberleri toplumun yararını gözetmeden gerek televizyon ekranlarında gerek internet sitelerinde ve gerekse gazetelerde yayınlamaktadır. İkinci haberi ise sadece bir televizyon kanalının vermesi biraz üzücü olsa gerek. Basınımız olumsuz haberleri neden bu kadar ön plana çıkarıyor bunu anlamakta zorluk çekiyorum. Haber değeri taşımayan bir yığın haberi ve özellikle cinsel içerikli haberleri sırf haber olsun diye yayınlayanlar var. Bunları gördükçe üzülüyor ve kendime şu soruyu soruyorum. Basınımız bu olumsuz haberleri yayınlarken neden olumlu haberleri es geçiyor. Halbuki habercilik sadece olumsuzluklar üzerine değildir. Dünya güzelliklerle doludur.Bunları göremiyorlarsa ne diyelim... Saygılarımla...

 

22.08.2007 Mesut GÜLER          
 

 

OKUMAYAN BİR TOPLUMUZ

 

 Okumanın önemini bilmeyen ve çok az okuyan bir toplumuz. Okuma alışkanlığımız yok denecek kadar az. Japonyada bir günde basılan kitap sayısının Türkiyede bir yılda basılan kitap sayısına eşit olduğunu biliyormuydunuz. Kitap okumayız gazete okumayız peki ne yaparız biz. Gazete sayfalarında resim ararız, saatlerce televizyon  karşısında zaman öldürürüz.Şimdilerde  ise internet sitelerinde hiçbir yararı olmayan ve bizleri çok meşgul eden gereksiz bilgilerle uğraşmaktayız..Günümüzde teknoloji elimizin altında büyük bir nimetken bizler bunun farkında bile değiliz.

 

 Bazı araştırmalara göre Bir Norveçli kitaba yılda 137 dolar, Alman 122 dolar, İsveçli, Avustralyalı ve Belçikalı 100 dolar, ABD´li 95 dolar harcarken, bir Türk yılda kitap için yalnız 0.45 dolar para ayırıyor. Türkiye, bu konuda dünya ortalaması olan 1.3 doların bile çok altında kalıyor. Televizyon izleme rakamlarında ise Türkiye dünya sıralamasında ABD’nin ardından 2. sırada.

 

Okumak insanın kendini geliştirmesi ve hayatını güzelleştirmesi için çok önemlidir.Kitaplar, bizi motive eder, hayata bağlar ve ufkumuzu açar. Yeni bilgiler öğrenmemize ve bu bilgiler ışığında geleceğe umutla bakmamızı sağlar. Boş zamanlarını, çoğu zaman hiçbir yararlı bilgi aktarmayan televizyon karşısında geçirmek yerine kitap okuyarak değerlendiren kişiler, edindikleri bilgi ve kültür sonucunda aynı zamanda toplum içinde etkin bir kişiliğe sahip olurlar. Tüm bu özellikler, kişilerin öncelikle kendileri için okumaları gerektiğinin çok önemli bir göstergesidir. Okuyarak kendini geliştiren kişiler ise elbette çevrelerinde gelişen olaylara da hakim olacak ve toplum içinde eğitim seviyesinde zamanla bir ilerleme sağlanacaktır.

 

Sevgili kardeşlerim! Biliyorsunuz okumanın, yazmanın yaşı ve zamanı olmaz. İnsan istekli olursa hayatta her şeyi başarır. Hayatını güzelleştirmek ve olgunlaştırmak isteyenlere sevgi ve muhabbetlerimle Peygamberimizin su hadisi şerifini hatırlatıyorum: "İlim, Çin’de dahi olsa alınız"

 

O halde, beşikten mezara kadar okumalıyız. Allah’a emanet olunuz sevgili kardeşlerim.

                                                                                                                                Mesut GÜLER

 

SELAMLAŞMAK

             Selâmün aleyküm. Yazıma selam vererek başlamak istedim. Öncelikle selamın ne anlama geldiğini açıklayalım. Selâm; emniyet, huzûr, selâmet, sağlık, barış, rahatlık, iyi netice, kurtuluş gibi manâlara gelir. Selâm vermek, bir kimseye yapılacak en güzel duadır. Çünkü  selamün aleyküm demenin manası  Allah’ın rahmeti üzerine olsun,  Allah’ın emniyet ve güveni sizinle olsun demektir. Benden sana zarar gelmez anlamına da gelmektedir.

 Selamlaşmak, ne güzel birşeydir ki insanları birbirlerine yakınlaştırır, kaynaştırır. Selam vermek insânî ilişkileri güçlendirir, toplumdaki kaynaşma ve dayanışmayı artırır. Kişiler arasındaki muhabbeti sağlamlaştırır. Bu hususta sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ‘Size, aranızda sevgiyi artıracak bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız ve verilen selamı alınız’ Kültürümüzde mevcut olan iyi günler, merhaba, günaydın gibi cümlelerle de insanlar birbirlerine selam vermektedir. Ancak kişi için en güzel ve sünnete en uygun olan yani selamün aleyküm demektir. Selam, yeryüzündeki Müslümanların birbirini tanıyıp, kaynaşmasına da vesiledir. Çünkü selam sosyal barışın, insanlar arasında sevgi ve muhabbetin gelişmesini sağlayan önemli bir sebeptir.

Bizler karşılaştığımız kişilere selam veriyor muyuz veya verilen selamı alıyor muyuz. Aynı binada oturduğumuz insanları selamlamaktan aciziz. Binaya girdiğimizde karşılaştığımız komşumuzla selamlaşmaktan kaçınıyoruz. Bunu büyük kentlerde yaşayanlar çok iyi bilir. Aynı binada oturan ve komşusundan haberi olmayan bir aile yaşantımız var. Bu da bize  kültürümüzü ve dinimizi nasıl unuttuğumuzun bir göstergesidir.  Peygamber Efendimiz (s.a.s) “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” demiştir. Eğer bunu biran olsun aklımıza getirirsek hem komşuluk ilişkileri güçlenir, hemde toplumsal refah ortamı gelişir.

İnsanlar arasında iletişimin temel taşı olan selamlaşmanın toplum refahına son derecede katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Dargınların ve küskünlüklerin düşmanıdır selamlaşmak. Akşam işten ayrılırken çalışma arkadaşlarımızla selamlaşmak, yolda yürürken tanıdığımız hatta tanımadığımız insanlara selam vermek, binamıza girerken karşılaştığımız komşumuzla selamlaşmak, eve girdikten sonra eşimizle çoçuklarımızla selamlaşmak  sevgi ve muhabbetimizi arttırır.

İnsanlarla sıcak ilişkiler kurmak, dinimizi yaşamak, kültürümüze sahip çıkmak  istiyorsak selamlaşmayı sakın ihmal etmeyelim.Saygılarımla

 

MİLLİ DEĞERLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM

 Toplumumuzda büyük bir kültür yozlaşması yaşanmaktadır. Türk kültürü batı kültürünün etkisinde kalmış ve bundan toplumumuz  çok olumsuz etkilenmektedir. Çok değil seksen  yıl önce bu milletin bağımsızlığını kazanabilmek için neler yaptığını, dış güçlere karşı zor şartlar altında ellerindeki bütün imkanları kullanarak nasıl mücadele ettiğini unutan bir millete  sahibiz. Milletimizin bu şekilde   tarihini bile unutarak bu hale gelmesinin nedenlerini hiç merak ettik mi?

 Kurtuluş savaşında zaferle çıktığımız günlerde batı medeniyeti bilim yönünden örnek alınması gereken güçteydi. Batının üstünlüğünü gören M.Kemal  Atatürk Türk milletine batının ilim konusunda örnek alınmasını fakat kültürel açıdan kendi kültürümüzden ödün vermememizi  şu sözlerle dile getirmiştir.

 “Her milletin kendine has gelenekleri, kendine göre milli hususiyetleri vardır. hiçbir millet aynen diğer milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet, ne taklit ettiği milletin aynısı olabilir, ne de kendi milliyeti içinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki acıdır.”

Çok acıdır ki Türk milleti batılı devletlerin kültürünü  kendi kültürüne tercih etmiştir. Toplumumuz özellikle kendilerinden çok şeyler beklenen gençlerimiz  milli varlıklarımızı unutmakta ve kültürümüz yabancı kültürlerin işgaline uğramaktadır.

Avrupalılaşma adına milli varlıklarımızı kaybetmekteyiz, fakat bilim adına herhangi bir gelişme yapamamaktayız. Burada yapılması gereken batının tekniğine ve gelişmişlik düzeyine ulaşmak için çok çalışmalıyız fakat kendi milli benliklerimizden de ödün vermemeliyiz.

Gençlerimizi kendi kültürümüze göre yetiştirmeliyiz, onların milli benliklerini korumalarını sağlamak için elimizden geleni yapmalıyız. Başta  anne babalara ve bizlere çok önemli görevler düşüyor.

Milli benliklerimizi korumak için önce kendimize bakmalıyız. Televizyon ekranlarında magazin programları izlemek yerine günde birkaç sayfa kitap okumalıyız. Bilmem hangi mankenin hangi giysisini merak etmek yerine Türkiye’nin meselelerine ilgi duymalıyız. Çocuklarımızı nasıl daha iyi yetiştirebiliriz onlara nasıl milli değerlerimizi öğretebiliriz diye düşünmeliyiz.

“Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar.” (M.Kemal ATATÜRK) sözü bizlere çok şey anlatıyordur. Evet yem olmamak için milli değerlerimize sahip çıkalım. Saygılarımla…

 

GENÇLİK NEREYE GİDİYOR

Evet hiç sorduk mu kendimize “günümüz gençliği nereye gidiyor”? diye. Günümüz gençliğinin hedefsizce yol aldığını, nereden geldiğini, nereye gideceğini ne yapması gerektiğini bilmediğini biliyormuydunuz.

İnsan ömrü içinde gençlik, yaşanılacak en güzel zaman, üretim yapabilmek ve olumlu bir şeyler ortaya koyabilmek adına en uygun dönem, kişiliğin kazanılması açısından ise önemli bir dönüm noktasıdır.

Peki gençliğimiz bunları biliyor mu veya yaşamına  yansıtabiliyor mu.Üzülerek söylüyorum, hayır. Çünkü gençlerimize gereken ilgiyi gösteremiyor, onları güzel yetiştiremiyoruz. Geleceğe hazırlayamıyoruz. Bunda anne  babanın ve aile fertlerinin büyük etkisi vardır. Daha sonra eğitim kurumlarının  ve toplumun etkisi gözlenmektedir.

Geleceğimiz diye adlandırdığımız gençlere gereken önemi vermiyor ve onları yaşama hazırlayamıyoruz. Bunun sonucunda gençlerimiz kötü alışkanlıkların esiri oluyor. Bundan dolayı  suç bizde iken, suçlu olarak yine onları gösteriyoruz.

Gençlerimizin hayata atılmaları, olumlu bir şeyler yapabilmeleri ve ailesine, topluma, devletine, milletine yararlı birer vatandaş olabilmeleri için bizlere ihtiyaçları var.  Başta anne babalar olarak bizlerin gençlere sahip çıkması gerekiyor. Onları suçlamak yerine onları güzel yetiştirmek topluma yararlı  birer kişi yapmak her anne babanın bir görevidir. Soruyorum sizlere tüm anne babalar çocuklarını güzel ahlakla ahlaklandırsa  dünyada sorunlar olur mu? (Kapkaç,hırsızlık cinayet vb.)

Buradan  başta anne babalara ve tüm topluma sesleniyorum gençlerimiz bizlerin geleceği onların ellerinden tutalım onları en iyi şekilde yetiştirelim. Sonradan pişman olmamak için şimdiden gençlerimize gereken önemi verelim.Saygılarımla. Mesut GÜLER


YORUMLAR

 

 

 

   
   
   
   
   
   
   
Yeniçubuk Kasabası