Metin BAŞKURT

BABALAR GÜNÜ

ERASMUS’UN GÖRGÜ  KURALLARI

AZ GITTIK UZ GITTIK

TİTREŞELİM VE DÖNELİM

 

YORUMLAR

BABALAR GÜNÜ

           Bir aksam vakti. Dalgın yürüyorum. Aniden karşıma çıkıyor. Telasli telasli soruyor-Abi,besyüz bin liran varmi?Belliki beni hatirlamadi.Ama ben onu taniyorum unutmam da mümkün deyil zaten.-Var mustafa var diyorum.Fazlasida var sana da yeter bana da!Irkiliyor sasiriyor.Aslinda bende böyle sokaktan gecen birinden pervasizca para istemesinden saskinim.Mustafa susuyor,basi önünde mahcup.Yüzüne dikkatle bakiyorum.Agliyor.Neden agliyorsun cocuk?Kim üzdü seni?sesi titreyerek soruma soru ile karsilik veriyor:-Abi taniyormuyum seni?Yahu biryil olmadi görüsmeyeli ne cabuk unuttuk?diye sitem ediyorum.Biryil az azamanmi be abi dalginim kusura bakma diyor.Estagfirullah, ne kusuru bakbakalim yüzüme taniyacakmisin beni? Tanidim abi tanidim vallai billahi tanidim.Ama ismin dilimin ucunda,bir türlü gelmiyor.Yeniden basini öne egiyor.Bu kez mahcup macup gülümsedigini farkediyorum.Kirli uzun saclarini oksuyorum hafifce...Vaktin varsa gel konusalim,dertleselim birazdiyorum.Basiyla onayliyor az ötedeki parka gidiyoruz.Bir banka oturuyoruz.Aksam cimler islak karanlik sessizlik...Derin bir ic cekip toparlaniyorum: vay mustafam vay diyorum. Bir an gözümün icine bakiyor,sonra yine basini egiyor.Yine suskunluk mustafayi düsünüyorum.Mustafa, büyük sehirlerin binlerce yitik cocugundan biri.Bir sokak cocugu.Aslen karsliBirde agabeyi olacakti;Savas. Mustafa onalti civarinda.Agabeyinin iki yas büyük oldugunu anlatmisti.Babalari erken ölmüs.Üvey babada zalim cikinca evden kacmak zorunda kalmislar.Iki kardes elele verip kendilerini büyük sehrin kucagina atmislar.o gün bu gün sokaklarda iki kardes..Mustafanin agabeyini de tanidim serseri bir delikanli:suclu ve ürkütücü..Oysa mustafa öyle deyil.Taniyanlar efendi bilir.Kimseye zarari yok,kendi halinde omuzundakücük kirli bir boya sandigi.Ürkek ürkek yaklasiyor"Boyayalim abi"der.Zekidir cokta bilmis arkadaslari ona filozof ismini takmislar..Sigaran varmiabi?sorusuna irkiliyorum .Bir sigara uzatiyorum.tesekkür ediyor.Eee anlat? Bakalim mustafa nasilsin.Nasil olalim be abi ayni tas ayni hamam. Demin niye agladin?Hiic diyor yutkunup susuyor.Anlat aslanim var senin bir derdin.Gözleri tekrar doluyor.Anlatiyor-Sabah saat on gibiydi boya sandigimi bir magazanin önüne kurmustum.Arada bir bakiyordum.Ne güzel hediyelikler vardi vitrinde.Cok müsteri girip cikiyordu.Magazadan cikarken biri yanindakine dediki:bu hediyeyi babacigima aldim!Sonradan ögrendim bu gün babalar günüymüs!Eee?Abi aslinda ben inanmam böyle günlere.Baba her zaman baba deyilmi?Hergün sevilir.Oda herzaman babalik yapar.Ama abi,ben bir garip oldum bugün.Acayip hüzünlendim iste.Aklima rahmetli babam geldi..Anliyorum sözü cikiyor agzimdan.Anliyormuyum?anliya bilirmiyim? -Bende ne yaptim biliyormusun abi?Ne yaptin diyorum.O dükkan önünde durmak agrima gitti:kimse görmeden agladim.Boya sandigimi topladim.Cebimde üc milyon birikmisti.Gariban bir cocuk duruyordu sordum bugün babalar günü olduguni biliyormus.Parasida yokmus.Madem benim hediye alacak babam yok,cebimdeki parayi ona verdim.Babanin kiymetini bil dedim birde.Ama dagildim abi.Osaatten beri sokak sokak geziyorum.Sonra sen ciktin karsima..Sen has delikanlisin mustafa,iyi etmissin,dedim konustuk havadan sudan..Aksam ,cimenler islak,disarisi karanlik.ve sessizlik... oturuyoruz bir bankta...ben birazdan girecektim evime yemegim,yatagim hazir.YA MUSTAFA'LAR YA MUSTAFA LAR Babalar gününüz kutlu olsun ne diyeyim.

ERASMUS’UN GÖRGÜ  KURALLARI

             Eee can dostlar yara derin dertler bir araba yükü hangisini anlatayim yazayim deyip arastirirken Erasmus’un görgü kurallari adli bir yazi gözüme ilisti ve sizinle paylasmaya karar verdim.Bakalim nasilmis biraz gülelim gülerken düsünelim ve beraber yorum yapalim.

             Yüzyillardir,bilgeler ve yemek adabi konusunda yazan yazarlar,sofra adabina iliskin kurallar gelistirmislerdir.Bu görgü kurallari günün degisen sartlarina ve zenginlesip küresellesen  yemek kültürüne bagliolarak hergün degise biliyor.Artik kuralsiz yasamanin populer oldugu bir takim ortamlarda bile yemek yerken uyulmasi gereken kurallar var.Ve bu kurallar harfiyen olmasa bile temel olarak uygulaniyor.Peki Hollandali Erasmus’un 16. yy baslarinda avrupalilar icin önedigi kurallar ne? Bakalim bugün medeniyetin kalbi saydiklari Avrupa ogünlerden bu günlere nasil gelmis.Erasmus ilk adabi muaseret kitabinin yazaridir.ilk  kitabi yayinlandiginda büyük ilgi görmüs. Ve  kitabi büyük bir popilerlik kazanmis olacakki, alti yil icinde otuz kez basilmis.Hatta basildiginin ikinci yilinda ders kitabi olarak okullarda okutulmus.Simdi kitabin bizi ilgilendiren bölümünden alintilar yapalim: Tas ve kupa sag’a alinmali,ekmek sol da durmali.Konuklar catal ve bicagini yaninda getirmeli ama getirdikleri bu catallar iyce temizlenmis olmali.Kralinda konuklarin da yemek yerken ellerini kullandigini yazan Erasmus mademki elle yiyoruz masaya oturmadan önce elleri yikiyalim diyor. Sabun lüks oldugundan en azindan eller sudan gecirilmesi gerektigini belirtiyor.Erasmusa göre bir kupadan icerken agaz önceden silinmeli .Tabii sofraya gelen yemeklere birde ac kutlar gibi saldirmamak var kurallar arasinda.Yemek ortaya getirildiginde yemegin icinden elle büyük parcayi almakta cok ayip yani elinize hangi parca gelirse razi olacaksiniz.Yemek sonrasi temizlikte konu edilmis kitapta.Özellikle dis temizligi..Erasmusa göre ispanyollar gibi disleri sidikle temizlemek dogru deyil.Bir tüy,tavuk kemigi kullanilmali bu is icin.

             Simdi adama sorarlar hicmi Türkle karsilasmadin o günlerde büyük talihsizlik.Oysa bizde farketmez gecenin bir yarisi Tanri misafiriyim diye git birinin kapisini cal(gerci bu yillarda biraz zor)Alir seni iceri en güzel yatagi sana serer hatta misafir icin özel carsaflari vardir:Elmi yikaman gerekiyor yerinden kalkmana gerek yok evin kücügü gelir bir elinde ibrik bir elinde legen omzunda havlu yikar elleriniSofranin bas kösesine seni oturtturur.Yemegin en güzel tarafini sana cevirir.Vs... Giderkende seni güler yüzle selametle gönderir.Dostlar bunun icin Avrupali bizim misafir perverligimize hayran.Ha birde dis temizligi vardiki Adem babamiz’dan beri bilinirki misvak vardir. Alimlerin kitabinda okudum.Bu misvak ki 10ciltlik kitap yazsam vucuda kazandirdigi afiyeti anlatamam diyor islam alimlerimiz.

             Yikanmayi sevmeyen Fransizlarin,parfümü icat ederek ,kötü kokularini bastirmaya calistiklarini veya kadinlarin giydigi kabarik eteklerin kesfedilme nedeninin cömelip tuvaletlerini yapmalarini kolaylastirmak oldugunubiliyoruz.Hamami,tuvaleti bizden ögrenen bati arayi ne kadar cabuk kapatmis deyilmi?Yüzünüzden gülücükler eksik olmasin Allaha emanet olun.                 

           

AZ GITTIK UZ GITTIK

Yazima baslerken yüce Rabbime hamdüsenalar eder ve onun sevgilisi, habibi, gözümüzün nuru,ikicihan serveri hz.Muhammed (sav) efendimiz’e ve äliyashabina ve seydina Ademe,seydina Nuha,seydina Ibrahime,seydina Ismaile,seydina Davut,seydina Isa,seydina Musa ve seydina Israfile, seydina Mikäile,seydinaCebraile,seydinaAzraile binlerce salat –i selam eder:.Ve onlarin Rahmet,Bereket,sefaatlari nin üzerinize olmasini Rabbimden niyaz ederim. 

Masallarimizdaki giris tekerlemelerini bilirsiniz.Develer tellal iken,pireler berber iken,ben annemin besigini tingir-mingir sallarken...Ya da söyle:Dere tepe düz gittik,alti ay bir güz gittik,birde bakmisiz,bir arpa boyu yol gitmisiz.Develerin tellal,pirelerin berberolmasi,sadece bir tekerleme belki.Muhaddapin zihnini masala hazirlamak icinbir giris.Belki gercek disi veya gercek üstü bir sey anlatilacak...Ama dereyi tepeyi düz edip,alti ay bir güz gittikten sonra dönüp baktiginda bir arpa boyu yol gitmis olmak.Sadece bir arpa boyu.            

            Bu söyleside tekerlemeyi asan birseyler var.lk bakista gercek disi duran ifadelerle gercekligin bir ince sirina isaret.Bir olus.Bir yerden bir yere varisin sakli yüzü.

            Bir düsünelim insanin durdugu yerde durmasi gereken yer arasindakimesafe ne kadar olabilir?Bir halden diyerine gecisi kasdediyoruzBuradan baktigimizda uzun cok uzun.Cünkü orada deyilizBirakin alti ay bir güz gitmeyi:hic ulasmayacagimizi bile düsüne biliriz.Mesela ölüm öyle deyilmi?“Bir varmis bir yokmus....“Orada olmadigimiz ama olmayi diledigimiz durumlar icinde kader cizgisininaramiza koydugu mesafe aslinda bir arpa boyu.Asi itaatkar:fasik-salih,saki-veli...Evet aralarinda mesafe hem uzak, hembir arpa boyu.Tekerlemelerimizde sifreli kapilar var.Kapilarin arkasinda saraylar...Kapilari  acip girerseniz, oralardan bir selamda bize yollayin. „ Allah yar ve yardimciniz olsun mutlu olun esen kalin dualarinizda bizleride unutmayin…         

                                                                                                                                         Metin BASKURT

TİTREŞELİM VE DÖNELİM

            Aşklarda zamana uydu. Anlatırlardı da gözlerimiz dala dala bazende dola dola dinlerdik eski asklari.Tenoloji ilerledi.Elektrik alip carpilmadan evlenemez hale geldik Gencliginde voltaji hep düsük galiba ki, asik olmak iciN aküye muhtac hale gelindi.( Hani moda’/ya simdi kisa ömürlü yaz askimi neymis)

            Bindik bir alamete gidiyoruz kiyamete...Sanki arkamizdan atli kovaliyormus gibi hizla uzaklasiyoruz gecmisimizden degerlerimizden. Bir soluklanmak icin dursak,anlayacagiz aslinda neye yaklastigimizi bilmeden kendimizden ne kadar uzaklastıgımizi... Eski kelimesini encok bayramlar’da duyariz. Herkes eski bayramlari özlemle anar. Evlere yapilan ziyaretleri,ikram  edilen ev yapimi baklavalari özleriz. Bir yandan eski bayramlar icin ic gecirirken bir yandan da bayramlar yaklastikca herkes yeni bayram adtine uyar:Bir gezi programi arastirir,tatil olan bir kac günü otel odalarinda gecirir...Bu sekilde daha da zayiflayan aile ve akraba baglari giderek zor onarilir hale gelir....

              Mutfağımiza da birseyler oldu. Eskiden sebze meyveler, börtü böcekler ayri bir kalitedeydi. Kokusu,rengi hepsinden önemlisi lezzeti vardi. Simdi muz diye kakalanan meyve neredeyse haslanmis patates. Masallar da degisti artik. Keloglanimiz vardi. Boyuna posuna, düsük yasam sitandartina bakmaz kancayi padisahin kizina takar evlenmek icin yollara düserdi. Onun bu derdi bizleride sarardi. Padisah ondan mutlaka üc sey isterdi. Keloglan bunlari yerine getirmeye calisirken bizlerede mis gibi bir masal cikardi..."Oha Falan" olmazlardi. Evvelden insanlar konusunca anlasabilirlerdi. Kelimeler anlasilir,cümleler mantikliydi. Sasiranlar adam gibi sasirir oha filan olmazlardi. Sinirlenenler de piskopata baglanmazlardi. Birde sarkilari anlayarak dinleme zevkimiz vardi. Insanlar sevdalarini kelimelere döker.güftelerin öznesi,yüklemiolurdu. Eskiden annelerimiz kuru fasulye yapardi. İmam bayildi, hünkar begendi kendi kültürümüzün yemekleri piserdi.Zaman annelerimizide kendine uydurdu krep hamurlari milföyler sardi mutvaklarimizi Ekmegimizi yemege bandiramaz olduk.Komsuluk vardi“bir maniniz yoksa annemler size gelecek“ diye kapiyi calan komsu cocugu vardi elli dairelik apartmanlarda selamsiz sabahsiz yasayan yiginlar yoktu.Evlerimizde sobalarla isinirdi.citir citir sesi olurdu yanan odunun Soba borusundaki askida camasirlar kurur üstünde kestanemiz piser bir taraftanda ihlamur kaynardi mis kokulu.Düsünüyorumda „zaman sana uymazsa sen zamana uy“derken kastedilen bunlarmiydi? Yorum sizin kalin saglicakla..

                                                                                                                                          Metin BAŞKURT

YORUMLAR

 

   
   
   
   
   
   
   
Yeniçubuk Kasabası