Nusret USLU

GURBET KUŞLARI

YILBAŞI GENÇLERİ

MEVLANA'DAN

ŞEHİTLERİMİZ VE TERÖR

TÜRKÇEMİZ

 

YORUMLAR

 

GURBET KUŞLARI

  

         Uzun zamandır ayrı kaldık dostlardan, görüşemedik. Karınca kararınca, dilimizin döndüğünce yazmaya çalıştığımız yazılarımızı okuyan, okuyup ta yorum getirerek eleştiren, destekleyen tüm dostlarımıza ve kardeşlerimize teşekkür ederek başlamak istiyorum.

 Yıllar önce başlamış benim insanımın gurbet yolculuğu, yoksulluğun dayanılmaz zorluğu, insana çok şeyler öğrettiği gibi, acı sonuçları da insanımızı farklı arayışlara itmiş, Federal Almanya’nın açtığı gurbet kapıları, zamanla başka ülkelerce de açılarak, insanımız bu kapılardan girmek zorunda bırakılmıştır. 1960’lı yıllar olsa gerek, ilk gurbet kuşlarının uçtuğu tarih. O tarihten buyana da ülkemin dört bir yanından uçmuş gitmiş uzaklara gurbet kuşları ve acı gurbet şerbetinden yudumlamaya başlamışlar. Zaman içerisinde eşini, çocuğunu, kardeşini, amcaoğlu, dayıoğlu derken sülalenin yarısından çoğu gurbet yolunda, şimdi dünyanın hangi köşesine giderseniz gidin mutlaka bir Türk vardır, bulursunuz.

 Hayat mücadelesinin engebeli yollarında bir ekmek davası uğruna yerini, yurdunu terk etmek zorunda kalmış gurbet kuşları hemşerilerim, kardeşlerim. Yıllar birbirini kovaladı ve bugünlere geldik, dönüp arkamıza baktık ki zaman ne çabuk geçmiş ve bizler kendimizi nerelerde bulmuşuz, bir ekmek davası bizleri vatanın hangi köşelerine ya da ülkenin dışına uzaklara nasıl götürmüş farkında bile olamamışız. Hayata başladığımız, büyüdüğümüz, şirin kasabamız Yeniçubuk’un, Sivas’ın şimdi hasretini çekiyoruz. Gurbet diyarlarında hayatla mücadele ederken bile inanıyorum ki aklınızın bir köşesinde hep sıla özlemi vardır.

 Gurbet kuşlarımızın, özellikle yurtdışında bulunanların, memleketini seven, anasına, atasına saygılı, Türk olduğunu unutmadan hareket eden insanlar yetiştirdiklerinden en ufak şüphem yoktur. İnsan yetiştirmek fedakârlık, azim ve yürek isteyen meşakkatli bir görevdir.  Yaban ellerde günümüz zor şartlarında insan gibi insan yetiştirenlere ne mutlu, ne mutlu ki arkalarında kendilerini, Türklüğü, ecdadı temsil edebilecek pırlanta gibi bir nesil bırakacaklar.

 Yüzümüzü ak eden, gelecekte de ak edecek nesiller temennisi, saygı ve sevgilerimle… 25.09.2008

 N.USLU

 

YILBAŞI GENÇLERİ

          Yeni umutlar, tertemiz bir dünya haliyle, yeni bir yıla girdiğimiz şu günlerde Ülke olarak, yılbaşı gecesi epey hareketli saatler geçirdik.

Geleceğimiz dediğimiz, taşı sıksa suyunu çıkarır, selvi boylu gençler, hakikaten tam bir selvi misali boylu boyunca yerlerde yatıyordu, kimi kanlar içinde, kimi alkol komasına girmiş, kimi bilmem ne derdinden.

         Benim oğlum var delikanlı! Benim kızım var gül gibi! Diyebilen Anne ve babalar yılbaşı gecesi görüntülerdeki gençlerimizi, kendi çocuğunuzun olarak bir düşünün, İster miydiniz? Elbette istemezdiniz, elbette böylesine rezil bir görüntü içerisinde hiç kimse kendi evladını görmek istemez, ama bunlar bizim evlatlarımız, değerli anneler ve babalar bunlar bizim yetiştirdiğimiz, kültürümüzü aşıladığımız, İşte Türk genci diye övündüğümüz, ama Türk kelimesinin dahi anlamını ve ötesini bilemeyecek kadar sorumsuz, bilinçsiz, yaptıkları ile hangi seviyelere geldiğini göremeyen gençlerimiz, Yazık! Bunca verilen emeklere, çok yazık. Bu görüntülerin müsebbibi birazda biz değil miyiz? Elleri öpülesi Analar, kıymetli Babalar. (Bir kez daha nasıl bir evlat yetiştiriyoruz diye kendinize sorun)

         Bir selam ile Avrupa’yı ayağına getiren, bir selam ile Avrupalıyı alışkanlıklarından vazgeçiren ecdadın torunları yılbaşının gençleri! At üstünde Viyana kapılarına dayanıp, gittikleri yerlere adalet, huzur ve refah getirirken, tam anlamıyla zavallı, ecdadını bilmeyen, Türklüğü yaşamayan bir gençliği, geleceği hayal etmemişlerdi. Ecdadımız, gençlerimizin bu hallerine şahit olabilseler, Yarabbi, ben ne günah işledim de bu gençliği benim soyum yaptın diyerek utançlarından yerin dibine girerlerdi.  

         Siz gençler; çeşitli vaziyetlerdeki görüntülerinizi izleyerek, acaba yerin dibine giriyor musunuz? Acaba kendinizde hata arıyor musunuz? Ecdadınızdan hayâ ediyor musunuz? Yaptıklarınız bu memleketin ne geçmişine, ne şimdiki, nede geleceğine yakışmıyor.

Bu güzel memleketin gençleri lütfen! İyi düşünün, kendinize gelin, ecdadın kemiklerini sızlatmayın, bu memleket sizin, yarınlar sizin, siz sahip çıkmazsanız bu memlekete dört bir yanda bekleyen aç kurtlar hazır bekliyor, etrafınıza iyi bakın, gözünüzü, gönlünüzü açın, vicdanınızın sesine kulak verin.

Anne ve Babalarınız Size güveniyor, bu memleket size güveniyor ve umutları hep taze tutuyoruz. Şairin dediği gibi; Sahipsiz Vatan batmaya haktır, Ama sahibi biziz bu Vatanın batmayacaktır. Sizler bu Vatanın gerçek sahipleri olduğunuzu gösterin. Sizden sonra geleceklere de bu vatanın sahipsiz kalmaması gerektiğini öğretin. Yolunuz bahtınız açık, gazanız mübarek, Allah yar ve yardımcınız olsun.  01.01.2008

 

Nusret USLU

 

 

MEVLANA'DAN

 

Devlet. (Dev) ve (Let) gerçekte iki ayrı kelimedir. (DEV) koşmak, yorulmak (LET) dayak yemek, gözden düşmek.
Dünyevi makamlar hep bu kurallara tabidir.
O makama ulaşabilmek için koşmak, mücadele etmek ve yorulmak gerekir.
Ancak o makam sona erdiği vakit kişi gözden düşer dayak yer.
Doğu ve batı bile ebedi değilken bir kimsenin ebedi olması ne mümkün!
Halk, korkusundan sana yaltaklandığı için bu yüzden öğünmedesin. Ama halk her kime secde ediyorsa, aslında onun canını alarak yok etmektedir.
Secde edenler onda yüz çevirdi miydi oda onun, öldürücü bir zehir olduğunu anlar!
Bil ki kibirlenme öldürücü bir zehirdir; kör gönlü, bu şarapla sarhoş olur! Bir düşkün, zehirli şarabı içince bir an gaflet içinde neşeden coşar ama bir müddet sonra zehir, canına tesire başlayıp onu derde, kahra esir eder. Eğer onun zehrine inanmazsan,
O zehrin, ad kavmini nasıl helak ettiğini gör!
Çünkü bir padişah, bir padişahı nasıl eline geçirdi mi öldürür veya hapseder! Fakat düşkün hastayı bulsa onun derdine merhem olup ihsanda bulunur! Bu kibirlenme bir bela zehri değilse padişahı, padişahı hatasız yere öldürmesi niçin?
Bir hizmeti olmayan hastaya şefkati neden?
Bu iki halden sen zehri anla! Yol kesen, hiç yoksulun yolunu kesmez!
Kurt ölü kurdu ısırmaz! Hızır Aleyhisselam gemiyi, zalim şah eline geçmesin diye kırıp tahrip etti. Madem kırık olan kurtuluyor, sende kırıl! Emniyet yoksulluk içindedir, sende yoksul ol! İçinde bir miktar madeni yağ olan dağı, kazma darbeleri parça parça eder.
Kılıç boynu olana vurulur!
Gölge yerlere düşmüştür; bu yüzden o, yaralanıp incinmez!
Kibirlenmek neft ve ateştir, a kardeş onu mesken edinme!
Her ne ki yerle birse okların o, hedefi olmaz.
Ama ansızın yerden başını kaldırınca oda hedef gibi yaralanır.
Bizlik ve benlik; halka merdiven gibidir; sonunda ondan düşmek mukadderdir.
En üste çıkan düştüğü zaman kemikleri daha fazla kırılır!
Bunlar fer’lerdir, asıllara bak! Büyüklenmek, Hakka şirk koşmaktır, sakın!
Ölümü ihtiyar edip hayat kazan. O’nun mülküne ortaklık, azgınların vasfıdır.
Ama O’nunla dirildin mi saflaşırsın; tam bir birlikle ortaklık kalmaz.
Bu ameller aynası anlatır; Lafla, sözle anlaşılmaz.
Artık yeter, bu kadarı arifler için kâfidir.


Allah dostu Hz. Mevlana’nın, yukarıdaki beyitlerinde insan hayatının her anı için alınacak çok dersler bulunmaktadır. Hiç düşündünüz mü? Yaşadığımız dünyanın pahası nedir? Üzerindeki para birimleri ile ne kadar eder? Bulunduğumuz ya da geldiğimiz mevkilerin hakkı nedir, üzerinde bulunduğumuz basamağın hangi katındayız, bunun yere düşmesini hesap edebiliyor muyuz?

Hz. Mevlana
Mesnevi 4.Cilt 2760–2790 Beyitleri

 

ŞEHİTLERİMİZ VE TERÖR

 

Yaşayan varlıkların sahip olduğu en değerli şey canıdır. Yüce Türk Milletinin her ferdi bu bağlamda birer kahramandır. Tarihin her karesinde en değerli varlığını; Vatanı, namusu ve şerefi için feda etmekten çekinmeyen ecdadımız bizlere çok önemli dersler vermiştir.

 

Şehit; vatan, millet, Allah yolunda yaşamını feda eden insanlara denir. Bu inançladır ki; ana, babalar evlatlarını vatan hizmetine yolcu ederken “Haydi Oğlum, Haydi Git. Ya Gazi Ol, Ya Şehit” derler. Milletimiz Şehitleriyle doğar, Gazileriyle yaşar. Vatanımızın gerçek sahipleri onlardır. Bunu sözde bırakmamak gerekir.

 

Şehitler ülkemiz için yapabilecekleri görevi en üst seviyede yaptı ve gittiler. Bizler onların arkasında kalan yetimlerine, gözü yaşlı anne ve eşlerine yeterince yardım edemedik. Onlar ağlarken biz de ağladık, kendi kabuğumuza çekildiğimizde ise onları hayatın hareketliliğinde unuttuk. Bayramlarda Şehit Ailelerinin şehitliklerdeki duygusal görüntülerinden etkilendik. O etki ile kısa süreli duygulu anlar yaşayarak onların acılarını içimizde hissettik.

 

" Ateş düştüğü yeri yakar " atasözü yukarıda yazılanları en güzel şekilde açıklıyor. Ateş düştüğü yeri yakmasın, düştüğü yer kadar olmasa da bizi de rahatsız etsin, Şehitlerimizin geride bıraktıklarına sahip çıkalım, “Şehitler Vurulunca değil, Unutulunca Ölürler” unutmayalım onları, onlar bir kaza kurşunu ile değil, zevki sefa içerisinde göbek atarken değil, Vatan için, kahpe kurşunu ile, gelecekleri ve geleceğimiz için, çocukları ve çocuklarımız için şehit oldular.

 

Vatanın bölünmezliği uğruna canlarını verip, Gökteki Hilal ile Yıldızı Bayrak, Toprağı da Vatan yaparak kara toprağın bağrında sıra dağlar gibi yatan şehitlerimiz; memleketimin güzide evlatları, Vatan savunmasını, Cumhuriyeti, canınızdan üstün tuttunuz Sizlerin yeri çok güzel, Şehitliğin her kişiye nasip olmayacağını biliyoruz, "Ey şehid oğlu şehid! İsteme benden makber, Sana âğûşunu açmış, duruyor peygamber." Sözleri inancımıza göre şehitliğin yüce bir değer olduğunu açıkça ifade etmektedir.

 

Emniyet Teşkilatında çalışan bir fert olarak; Ülkemiz genelinde barışın tesis edilmesi ve güven ortamının sağlanması için hiçbir tertip ve oyuna gelmeden, her türlü tedbiri almaya devam edeceğiz. Teşkilatımız, ana kuzularının, bu vatan için canlarını feda etmiş insanların katillerinin yakalanması ve  adaletin önüne çıkarmak için ısrarlı takibini sürdürecektir.

 

Terörle, şiddetle bir yere varılamayacağı herkes tarafından bilinmelidir. Nereden gelirse gelsin, hangi amaca yönelik olursa olsun terörün her türlüsünü şiddetle ve nefretle kınıyor, Bu vesileyle; Görevlerini ifa ederken menfur saldırılar sonrası aramızdan ayrılan şehitlerimize cenabı hak’tan sonsuz rahmet diliyor, yakınlarına kederli ailelerine, halkımıza  sabırlar niyaz ediyorum.

Ruhları  Şad olsun.

       

                                                                                                                                                Nusret USLU

TÜRKÇEMİZ

Merhaba Değerli Hemşehrilerim;

             Gelişen teknoloji ve bu teknolojiyi kullanabilen insanlar çoğaldıkça, Dünyamızın her geçen gün biraz daha küçüldüğünü görebiliyoruz. Teknolojik imkânlar arasında bulunan Internet, bilgiyi arayan ve onu isteyen insanlar için sonsuz bir bilgi ırmağı olarak akmaya devam etmektedir. Internet kullanıcılarının sayısı, dünya da olduğu gibi, Ülkemizde de hızla artmaktadır.

            Internet sayesinde insanlar uzun zamandır görüşmediği ya da izlerini kaybettikleri arkadaş ve dostlarını rahatça bulabilmektedirler. Bize de bu imkanı tanıyan değerli kardeşim Soner DAĞTEKİN’e huzurlarınızda bir kez daha şükranlarımı sunmak istiyorum. Sitemiz kurulduğu günden bu tarafa oldukça ilgi gördü, bu ilgiyle değişti ve gelişti. Site yöneticimizin özverili çalışmaları ve değerli Yeniçubuk halkının destekleri ile daha kaliteli hizmet vermeye başladı. Bu kaliteli hizmet içerisinde oluşturulan “Ziyaretçi Defteri” ve “Kim Nerede Ne Yapıyor” köşeleri en çok ziyaret ettiğim yerlerdir. Bu bölümlerde zaman zaman, özellikle geleceğimizin umudu gençlerimizin yazdıklarını okudukça onlar ve geleceğimiz adına üzüldüm.

            Değerli kardeşlerim, biz millet olarak dostu az, düşmanı çok nadir bir milletiz. Nerden geldiğimizi, nereye gitmek istediğimizi ve dünya sahnesinde nerede bulunmak istediğimizi bilmesi gereken, ülküsü olan, ufku geniş insanlara sahip olması gereken bir milletiz, biz Türküz ve her Türk çocuğu da bunun bilincinde olmalıdır. Türklüğünün bilincinde olan insanlar da Türk diline (Türkçe) sahip çıkmalıdır. Bugün dünya üzerinde milletler sömürgesi olan ülkelere dillerini dayatma ile bir siyasi üstünlük kurmuşlar, bu yöntemle rahatça ve etkili bir şekilde işlerini yürütebilmektedirler. Millet olarak gücümüzün farkına vararak, dilimize, dinimize yabancılaşmadan, özü sözü bir, anasını atasını bilen, ecdadının kemiklerini sızlatmayan bir nesil yetiştirmek bizim boynumuzun borcudur.

            Bir zamanlar Türk sözünü duyduğunda titreyen, yıllarca aleyhimize uğraşlar vermiş dış güçler,  bugün içimizdeki hainlerin de yardımlarıyla dillerini dayatmaya çalışmaktadırlar. Bunun en güzel örneği, yakın geçmişte Avrupalıların düzenlemiş oldukları bir şarkı yarışmasında verilen birinciliğin ve bu yarışmanın en son ayağında da alınan netice, onların dilleri kullanıldığı için verilerek adeta dilimizdeki yozlaşmaya bir teşvik niteliğindedir.

            Değerli Yeniçubuk halkı, anneler, babalar, kardeşler gelin hep birlikte dilimize sahip çıkalım, sahip çıktığımızı da, sitemizin yazılan bölümlerinde Türkçe dışında kelimeler kullanmayarak gösterelim. Unutmayın geleceğimiz sizin dilinizde… Sevgi ve saygılarımla…

                                                                                                                                                            Nusret USLU

YORUMLAR

 

 

   
   
   
   
   
   
   
Yeniçubuk Kasabası